Yazdır

Yaşlı Hastada Bası Yaraları Önleme, Tanı ve Tedavisi

Sevnaz Şahin, Fehmi Akçiçek


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Geriatri Bilim Dalı, İzmir, Türkiye

Division of Geriatric Medicine, Department of Internal Medicine, Faculty of Medicine, Ege University,
Izmir, Turkey

ÖZET

Bası yaraları önemli morbidite ve mortaliteye neden olabilen, gerekli ve uygun tedbirler alındığı taktirde önlenebilir geriatrik sendromlardan bir tanesidir. Geriatrik hasta popülasyonu yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler, artmış veya şiddetlenmiş komorbid hastalıkların neden olduğu patolojik değişiklikler nedeniyle bası yaralarının sık görüldüğü grubu oluşturmaktadır. Bası yaraları nın uygun yaklaşım öncelikle olayın patofizyolojisinin bilinmesini gerektirir. Bası yaraları uygun tedbirlerle önlenebilir olmasına rağmen gerek ülkemizde gerekse dünyada hala yüksek oranlarda görülmektedir. Bu nedenle konuyla ilgili farkındalığın artırılması, akılcı önlem ve tedavi standartları oluşturulmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Bası yarası, yaşlı, geriatrik sendrom.

Geliş Tarihi: 10/06/2009 - Kabul Ediliş Tarihi: 16/06/2009

ABSTRACT

Pressure Sores: Prevention, Diagnosis, and Treatment in Geriatric Patients

Pressure sores are one of the complications among the geriatrics syndrome, which can cause significant mortality and morbidity but which are preventable if appropriate and essential precautions are taken. Geriatric patients are vulnerable to pressure sores due to the aging process and increased and aggravated chronic diseases. The appropriate approach in the first event of pressure sores requires determining the pathophysiology of the pressure sores. Although a preventable disease, they are still observed with high prevalences throughout the world, including in Turkey. Thus, awareness of the issue should be increased and rational prevention and treatment standards should be developed.

Key Words: Pressure sore, geriatrics, aging.

Received: 10/06/2009 - Accepted: 16/06/2009

Bası yarası birçok ülke gibi ülkemizde de önemli sağlık problemlerinden biridir. Bası yaralarının uygun önlemler alınması halinde önlenebilir olması konunun önemini artırmaktadır. Basınç yarası, yatak yarası, dekübit ülseri veya dekübitus aynı patoloji için kullanılan farklı tanımlamalardır.

Avrupa Bası Ülseri Tavsiye Paneli (EPUAP) bası yarasını; deri veya deri altı dokularda sıklıkla kemik çıkıntılarda basınç ve/veya basınçla birlikte olan makaslama (yırtılma) ve sürtünme ile oluşan lokalize doku hasarı olarak tanımlamaktadır (1).

Hastanelerdeki bası yarası oranları, hasta bakım hizmetlerinin kalitesinin en önemli belirteçlerindendir. Bası yarası sonuçları göz önüne alındığında gerek hasta ve hasta yakını gerekse sağlık personeli açısından ciddi problemlere neden olabilmektedir. Bası yarası komplikasyonları 5 ana başlık altında toplanabilir:

1. Hastanede kalış süresini artırır (2,3,4,5). Allman, bası yarası gelişmesinin yatış süresini ortalama 5 kat artırdığını rapor etmiştir (6).

2. Hasta ve yakınlarının yaşam kalitesini azaltır (6,7). Bağımsızlığın kaybedilmesi, sosyal izolasyon gibi fiziksel ve emosyonel problemlere neden olur.

3. Morbidite ve mortaliteyi artırır (4,6,8,9). Literatürde bası yarası olan hastalarda olmayanlara göre mortalite riskinin 4.5 kata kadar arttığı bildirilmektedir (10).

4. Nozokomiyal infeksiyon oranı artar. Allman ve arkadaşlarının çalışmasında nozokomiyal infeksiyonlarda 2 kat artış bildirilmiştir (4). Brown ve arkadaşları 2003 yılındaki yazılarında uzun süreli bakım merkezinde yeni gelişen bası yarası olan hastalarda 6 aylık mortaliteyi %67 olarak belirtmektedir (11).

5. Sağlık hizmetlerinde maliyeti artırır (1,9,10).

PREVALANS

EPUAP’ın Belçika, İtalya, Portekiz, İsveç, Birleşik Krallık (UK)’tan 5947 hastalık pilot çalışmasında hastalarda bası yarası genel prevalansı %18.1 olarak bildirilmiştir (12). Amerika Bası Ülseri Ulusal Tavsiye Paneli (NPUAP) insidansı %7, hastanedeki prevalansı ise %15 olarak belirtmektedir (13). Prevalans çalışmaları ülkeler arasında farklılıklar göstermekte, Avrupa ülkelerinde %5’ten %28.3’e kadar değişen farklı veriler bildirilmektedir (3,14,15,16,17,18). Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde her yıl yaklaşık 2.5 milyon hastanın bası yarası nedeniyle tedavi edildiği bildirilmektedir (19,20). Bası yaraları en sık hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda, sonra uzun süreli bakımevlerindeki immobil hastalarda görülmekte, en nadir ise evde izlenen hastalarda tespit edilmektedir (21,22,23,24,25,26).

Ülkemizdeki prevalans oranlarını ise Pektekin ve arkadaşları (1992) 3892 hastada %1.1, yatağa bağımlı hastada %6.1, Alaca ve arkadaşları (2001) spinal kord hasarında %28.4 olarak bildirmişlerdir (27,28). Hug ve arkadaşları hastanede yatanlarda bası yarası prevalansını %7.2 olarak bulmuşlardır (29). Karadağ ve arkadaşları ise operasyon geçiren hastalarda bası yarası oranını %54.8 olarak bildirmişlerdir (30).

LOKALİZASYON

Bası yaraları vücuttaki kemik çıkıntılarının bulunduğu her alanda gelişebilmektedir. Supin pozisyonda en sık sakrum, koksiks ve topuklarda, sürekli bir tarafa doğru yatanlarda kalça ve ayak bileklerinde, oturur pozisyonda ise kalçalarda daha sık bası yarası gelişmektedir (31,32,33).

RİSK FAKTÖRLERİ       

Bası yarasının gelişiminde etkili olan risk faktörleri hastanın dışındaki ekstrensek faktörler veya hastadan kaynaklanan intrensek faktörler olabilir.

a. Ekstrensek risk faktörleri:

• Basınç,

• Sürtünme,

• Makaslama-yırtılma,

• Nem-maserasyon.

b. İntrensek risk faktörleri:

• Yaş,

• Anemi,

• Ciltte kuruluk,

• İnfeksiyon,

• Hipotansiyon-iskemi,

• Malnütrisyon,

• Spinal kord yaralanmaları,

• Kas kitlesinde azalma,

• Spastisite,

• Nörolojik hastalıklar-bilinç durumu,

• İmmobilite,

• Üriner ve fekal inkontinans.

Bası yarasının oluşumundaki temel patoloji etkilenen bölgedeki basınca bağlı kan akımının kesilmesi ve hipoksidir (34,35,36,37). Kapiller yatakta arteryel tarafta 32-34 mmHg olan basınç, venöz tarafta 12-14 mmHg’dır. Arteriyoler ve venüller uçtaki basınç gradiyenti doku perfüzyonunu sağlamaktadır (38). Bası nedeniyle kapiller dolaşımın bozulması, hipoksiye neden olarak yara oluşumunda tetiği çekmektedir. 70 mmHg değerinde basının 2 saat uygulanması doku hasarı gelişimi için yeterlidir. Bir kişinin sırtüstü pozisyonda vücut kemik çıkıntılarına yansıyan basıncı 40-60 mmHg iken, otururken 75 mmHg’dır. İmmobil bir hastanın 2 saatten fazla aynı pozisyonda oturması bası yarası için yeterlidir.

Bası yarası gelişiminde diğer önemli faktörler ise sürtünme ile yırtılmadır (makaslama). Sürtünme; aralarında yoğunluk farkı olan ve ters yönde hareket eden iki yüzeyin birbirine karşı oluşturduğu kuvvet nedeniyle oluşur. Uygun olmayan döndürmeler, çekmeler sürtünmeye bağlı doku hasarına neden olur. Yırtılma (makaslama) ise dokuların birbirine paralel ancak zıt yönde çekilmesiyle meydana gelir. Yatakta oturur pozisyondaki hastanın yer çekiminin etkisiyle aşağı doğru kaymasıyla epidermis statik kalırken, alttaki dokular ileri doğru itilir. Yırtılmalarda derin dokuda hasar daha fazla olmaktadır. Hastanın yatakta yukarı doğru çekilmesi de benzer etkiye neden olur.

Nem düzeyinin, aşırı terleme, bulantı, kusma, yara akıntısı, idrar veya dışkı inkontinansı gibi nedenlerle artması maserasyona neden olur. Maserasyon ise basıncın arttığı dokuda iskemiyi artırır. Yüksek nem epidermis direncini azaltarak yara oluşumunu hızlandırır. Yaşlı hastada üriner inkontinans varlığı belirtilen nedenlerle bası yarası gelişme olasılığını artırmaktadır (39).

İleri yaş, bası yarası gelişimindeki intrensek faktörlerden bir tanesidir. İleri yaşla birlikte dermiste kollajen, elastin miktarında azalma olur, epidermal hücrelerde yenilenme yeteneği azalır, deri perfüzyonu azalır. Yaşlanmanın neden olduğu değişiklikler hastanın bası, sürtünme ve yırtılmaya karşı duyarlılığını artırır. Yapılan çalışmalar yaşın tek başına bası yarası gelişimine neden olmadığını eşlik eden diğer risk faktörlerinin ve kronik hastalıkların varlığında ise anlamlı risk faktörlerinden sayılması gerektiğini vurgulamaktadır. Hastanede yatan hastalardaki bası yaraları incelendiğinde yaş ortalamaları sıklıkla 65 yaşın üzerinde bulunmuştur (40,41).

Bası yaralı hastalarda kronik katabolik bir süreç söz konusudur. Bu nedenle protein ve kalori alımının artırılması özellikle evre 3 ve 4 bası yarasında önem taşır. Belirgin yetersizliğin gösterilmediği hastalarda ek vitamin veya elementlerin verilmesini destekleyen çalışmalar yetersizdir (42).

EVRELEME

Bası yaralarının evrelemesinde gerek Amerika NPUAP gerekse Avrupa EPUAP 1975 yılında Shea tarafından tanımlanan anatomik doku kaybı temeline dayalı kullanılmaktadır (43,44). Buna göre bası ülserleri 4 evrede incelenmektedir.

Evre 1: Basmakla solmayan kızarıklık vardır ancak cilt bütünlüğü bozulmamıştır.

Evre 2: Dermiste kısmi kayıp vardır, yara yatağı pembe kırmızı olan kabuksuz, yüzeyel yaralardır. Rüptüre veya korunmuş büller olabilir.

Evre 3: Ciltte tam kat kayıp vardır. Subkütan yağ dokusu görülebilir ancak kas, kemik, eklem tutulumu yoktur; nekroz, yara altında tünel ve boşluk olabilir. Yarada kabuklanma olabilir.

Evre 4: Ciltte tam kat kayıp ile birlikte kemik, eklem kas dokusunun tutulumu vardır, nekroz olabilir. Yara zemininin bir kısmında kabuk veya eskar olabilir, sıklıkla yara altında tünel ve boşluk vardır.

Her iki tavsiye panelinde de (EPUAP ve NPUAP) 2007 yılında derin doku hasarı ve evrelendirilemeyen bası yaralarına dikkat çekilmekte ve yanlış evrelemeden kaçınılması vurgulanmaktadır. Derin doku hasarı ilk olarak 1942 yılında Alman bilim insanları tarafından eksternal basınç uygulanması ile derin doku ve kaslardaki hasara dikkat çekilmiş ve malign ülser olarak tanımlanmıştır. Derin doku hasarlarından kum saati şeklindeki nekrozda kemik çıkıntısı yüzeyindeki hasarlı geniş alan kum saati şeklinde daralır ve ciltte daha küçük çapta bir lezyon olarak kendini gösterir. Derin doku hasarından bir diğeri olan sandviç şeklindeki nekrozda ise ciltte dar bir alandaki hasar, kısmen korunmuş cilt altı dokusu ve kemiğe yakın dokularda geniş hasar söz konusudur.

ÖNLEME

Bası yarasının önlenmesinde temel prensip riskli hastaların önceden belirlenerek basıncın giderilmesi için uygun önlemlerin alınmasıdır. Bu nedenle de kullanılan skalalardan en çok bilinenleri: Norton Skalası (1962), Gosnell Skalası (1973), Knoll Skalası (1985), Waterlow Skalası (1985) ve Braden Skalası (1987)’dır. Geçerliliği ve güvenilirliğinin yüksek olması nedeniyle en sık kullanılan skala Braden Skalasıdır (45).

Braden Skalasında hastanın algılaması, aktivitesi, hareketliliği, nem, beslenme, sürtünme-tahriş olmak üzere altı parametre değerlendirilir ve maksimum puan 23’tür. On beş-on sekiz arası puan hafif risk, 13-14 orta risk, 10-12 yüksek risk, 0-9 çok yüksek riskli hasta olarak tanımlanır. Hastaların riski değerlendirilirken skalanın değerlendirmediği, yaş, eşlik eden hastalık, periferik vasküler hastalık, inatçı ağrı, 60 mmHg’nın altındaki tansiyon arteryel, infeksiyon durumları da dikkate alınmalı ve bası yarasının önlenmesi için alınacak önlemler hastanın genel tüm verilerinin değerlendirilmesiyle alınmalıdır. Bu konudaki çalışmalar skalaların hastanın objektif değerlendirmesi için kullanılması gerektiğini ancak hastanın bakımını yapan sağlık personelinin genel değerlendirmesinin ve yargısının önüne geçmemesini özellikle vurgulamaktadır.

Hafif riskli (15-18 puan) hastalarda mümkün olduğu kadar mobilizasyon artırılmalı, topuklar korunmalıdır. İmmobil hastalarda 2 saat aralarla pozisyon verilmesi ve basınç azaltıcı destekler önerilmektedir. Deride çatlakların oluşumunu engelleyecek yeterli nem sağlanmalı, pozisyon verilirken sürtünme, yırtılma ile dokunun hasar görmesi engellenmelidir. Eğer bahsedilen diğer majör risk faktörleri varsa ikinci basamak önlemlerine geçilmelidir. Orta riskli (13-14 puan) hastalarda yukarıdaki önlemlere köpük destekler 30º’de pozisyonlar eklenmeli majör risk faktörlerinde ise üçüncü basamağa geçilmelidir. Yüksek riskli (10-12 puan) hastalarda bahsedilen önlemlere ayrıca kısa aralıklarla küçük vücut hareketleri eklenmeli pozisyon sürelerinin kısaltılması düşünülmelidir. Çok yüksek riskli (0-9 puan) hastalarda tüm bahsedilen önlemlere basınç rahatlatıcı yatak ve minderler eklenmelidir.

DESTEK YÜZEYLER

Bası yaralarının önlenmesinde kullanılan destek yüzeyler basıncın geniş bir alan üzerine dağıtımını sağlayarak kılcal dolaşımın sürdürülmesine ve deri bütünlüğünün bozulma riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Dünyada en sık kullanılan destek yüzey malzemesi yastıklardır.

Yüksek riskli hastalarda basınç azaltıcı veya rahatlatıcı yatak ve minderler kullanılabilir. Bu malzemeler kullanılırken dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntı pozisyon vermenin ihmal edilmemesi gerektiğidir. Bası yaralarında kullanılan basınç rahatlatıcı yataklar dinamik veya statik olabilir. Dinamik sistemlerde basınç noktalarını değiştiren güç kaynağı varken, statik sistemlerde basınç geniş yüzeye yayılmıştır ve enerji kaynağı yoktur.

Destek materyaller ayrıca basınç rahatlatıcı ve basınç azaltıcı olarak 2 grupta incelenir. Basınç rahatlatıcı materyaller yüzeydeki basıncı devamlı olarak kapiller kapanma basıncının altında tutar. Basınç azaltıcı materyaller ise basıncı standart hastane yatağına göre daha düşük tutar ancak devamlı olarak kapiller kapanma basıncının altında tutmaz. Gerek basınç rahatlatıcılar gerekse basınç azaltıcılar dinamik veya statik olabilir.

Dinamik ve statik desteğin karşılaştırıldığı çalışmalar birbiriyle çelişen sonuçlar vermektedir. On dört randomize kontrollü çalışmadan üç tanesi, dinamik destek yüzeylerin bası yarasını azalttığını belirtmektedir (46). Dinamik destek yüzeylerin yüksek maliyeti de göz önüne alındığında seçilmiş olgularda kullanılmasını önermekteyiz. Bası yarası olan her hasta ek bası gelişme riski açısından değerlendirilmelidir. Hastada risk saptanırsa basınç azaltıcı yüzeyler, hasta lezyon üzerindeki ağırlığı kaldırmadan pozisyon değiştirebiliyorsa statik destek yüzeyler önerilmektedir (47). Eğer hasta pozisyon değiştiremiyor veya bası yarası iyileşmiyorsa dinamik destek yüzeyler kullanılmalıdır (48).

Farklı alanlarda evre 3 ve evre 4 bası yarasının varlığı durumunda basınç rahatlatıcı destek yüzeyler önerilmektedir (49,50).

TEDAVİ İLKELERİ

Bası yaralarının tedavisinde temel hedefler yaranın iyileşmesini sağlayacak, optimal nemli, yeterli kanlanmanın olduğu, infeksiyonun engellendiği ortamın yaratılması olmalıdır.

Evre 1 bası yaralarında basıncın ortadan kaldırılarak lezyonun ilerlemesinin engellenmesi yeterli olacaktır. Evre 2 bası yaralarında debridman gerekmez. Yara alanının infekte olmaması, uygun nem ortamının sağlanması önemlidir. Evre 3 ve evre 4’te sıklıkla debridman gerekmektedir. Yaranın özelliklerine uygun ürünün seçilmesi, infeksiyon varlığında antibiyotik tedavisi gereğinde pasif ve aktif kapama ürünlerinin kombinasyonu ve cerrahi tedaviler gerekebilir.

Bası Yarasının Tedavisinde Kullanılan Ürünler

Yara temizlik solüsyonları,

Debride edici ajanlar,

Yara örtüleri.

Yara temizlik solüsyonları: Yara temizliğinde kullanılacak materyali seçerken yaranın durumu dikkate alınmalıdır. İnfeksiyonun olmadığı yarada yaranın nemlendirilmesi, kullanılan diğer solüsyonun durulanması veya nekrotik materyalin temizlenmesi amaçlanıyorsa serum fizyolojik seçilmelidir. Ancak serum fizyolojik konusunda tavsiye edilen tekrarlayan kullanmalar sonucunda solüsyonun infekte olma olasılığına karşı mümkünse tek kullanımlık ürünlerin tercih edilmesi bu mümkün değilse küçük kaplardaki solüsyonların tercih edilmesidir.

Povidon iyodin; bakteri, sporlar, mantar ve virüslere karşı etkilidir. Ancak granülasyonun başladığı infekte olmayan yaralarda verilmemelidir, çünkü fibroblastlara toksiktir. Ayrıca, tiroid hormonlarını etkileyebileceği unutulmamalıdır.

Asetik asit (%0.5) Pseudomonas aeruginosa’ya etkilidir. Deri rengini değiştirerek süperinfeksiyonu maskeleyebilir. Serum fizyolojik ile durulanmalıdır.

Sodyum hipoklorid (%2.5); nekrotik dokunun debridmanını sağlar, serum fizyolojik ile durulanmalıdır.

Debride edici ajanlar: Bası yarasının debridmanı tedavi açısından kritik öneme sahiptir. Yarada nekrotik dokunun veya siyah, kanlanması olmayan, sert kabuk varlığında debridman yapılmalıdır. Debridman 4 farklı şekilde yapılabilir:

1. Enzimatik debridman,

2. Proteolitik enzimler,

3. Mekanik debridman;

• Serum fizyolojik (35 cc enjektör, 19 G ile verilmesi)

• Povidon iyodin

• Asetik asit

• Sodyum hipoklorid

4. Cerrahi debridman.

Yara örtüleri: Bası yaralarının tedavisinde kullanılan yara örtülerinde amaç; yara yatağının uygun nemde, yara çevresinin ise kuru tutulmasını sağlamaktır. Bu amaçla kullanılan yara örtüleri; transparan film, hidrojel, hidrokolloid, alginat ve köpüklerdir. Yaranın özelliğine göre uygun yara örtüsü seçilmelidir.

Transparan filmler: Transparan filmlerde emicilik özelliği bulunmadığı için eksüdanın olmadığı yaraya nemli bir ortamın sağlanmasının amaçlandığı durumlarda kullanılmalıdır.

Hidrojel: Serum fizyolojik bazlı örtülerdir. Eksüda absorpsiyon özellikleri azdır, bu nedenle hafif eksüdanın olduğu evre 1-2 bası yaralarında tercih edilmelidir.

Hidrokolloid: Oklüziv örtülerdir, çok az nem ve buhar değişimi sağlar. Otolitik debridmana yardımcı olurlar. Hafif eksüdalı yaralarda tercih edilmelidir.

Alginat: Emici olmaları nedeniyle eksüdası fazla olan yaralarda, cerrahi sonrasında tercih edilir. Ölü boşlukları doldurur. Hidrasyon özellikleri yoktur. Evre 3 ve 4’te kullanılır.

Köpükler: Yüksek derecede emicidir. Kaviteli lezyonlarda kullanılabilir. Su geçirmez olan tipleri inkontinasta deriyi koruma özelliğine sahiptir. Yara iyileşmesine yardımcı olur.

Kollajen: Kaviteli lezyonlarda kullanılabilir. Her evredeki yarada kullanılabilir. Emicilik özellikleri orta ve yüksek düzeydedir.

Diğer tedavi yöntemleri: Yara örtüleri pasif kapamalardır. Diğer tedavi yöntemleri ise aktif kapama olarak tanımlanmaktadır.

1. Vakum terapi,

2. Elektrik stimülasyonu,

3. Hiperbarik oksijen,

4. Larva veya maggot terapi,

5. Jet-lavaj irrigasyon sistemi,

6. Kök hücre teknolojileri.

Bası yaralarında ağrı tedavisi ihmal edilmemelidir. Daha önceden ağrı yokken izlem sırasında oluşuyorsa komplikasyonlar ve infeksiyonlar açısından yara yeniden değerlendirilmelidir.

Gecikmiş yara iyileşmesi de yara yerinde infeksiyonu akla getirmelidir. Bası yaralarında en sık osteomiyelit ve bakteremi görülür. Bakteremi sıklıkla sistematik semptomlarla birlikte görülürken, osteomiyelit sincice gelişebilir. İnfekte bası yaralarında mortalite %50’lere kadar varmaktadır (51).

Yara yerinde infeksiyonun düşünülmesi durumunda sadece infeksiyona ait sistemik bulguların varlığında veya lokal tedaviye yanıt alınamadığı durumlarda selülit varlığında veya osteomiyelitten şüpheleniliyorsa sistemik antibiyotikler başlanmalıdır. Her aşamada etken mikroorganizmanın gösterilmesi için kültür alınmalıdır. Kan kültürü ve derin doku biyopsi örneği aspirasyon örneklerine göre klinik olarak daha anlamlı sonuçlar vermektedir (52).

Tedavinin Değerlendirilmesi

Yaranın özelliklerinin kaydedilmesi objektif değerlendirilmesini sağladığı için ve gereğinde uygulanmakta olan tedavinin gözden geçirilmesi için son derece önemlidir. Bu konuda NPUAP’ın önerdiği “Pressure Ulcer Scale for Healing (PUSH)”de değerlendirmede yaranın boyu, genişliği, eksüda miktarı ve doku tipi dikkate alınmaktadır (Tablo 1) (53). Bir diğer değerlendirme olan “Pressure Sore Status Tool (PSST)”da ise yaradaki eksüda, cildin rengi, periferal doku ödemi, endürasyon ve epitelizasyon değerlendirilir (Tablo 2) (54).


Tablo 1

Tablo 2

Bası yarasının tedavisinin takibinin hangi yöntemle yapıldığından daha önemlisi, düzenli aralıklarla kaydedilmesi ve karşılaştırılmasıdır.

SONUÇ

Geriatrik hasta popülasyonunda yaşa bağlı dejenerasyonlar ve artmış kronik hastalıklarla, hospitalizasyon bası yarası görülme olasılığını artırmaktadır. Bası yaralarının önlenmesi patofizyolojisinin yeterince bilinmesiyle mümkün olabilir. Hastaneye yatırılan her hasta, bası yarası açısından değerlendirilmeli, riskli hastalarda gerekli önlemler alınmalıdır. Bası yarasının tedavisi objektif kriterleri içeren değerlendirme skorları ile takip edilmeli, yaranın iyileşmesinde gecikme durumunda nedenleri araştırmalıdır. Bası yarasının önlenmesi, tanı ve tedavisi için hasta bakıcı, hemşire ve hekimden oluşan ekip çalışması gereklidir. Bu nedenle her hastane bası yarası komitesi oluşturarak uygun stratejiler geliştirmelidir.

KAYNAKLAR

  1. National Pressure Ulcer Advisory Panel (NPUAP). Pressure ulcer prevalence, cost, and risk assessment. Consensus Development Conference Statement. Decubitus 1989; 2: 24-8.
  2. Graves N, Birrell F, Withby M. Effect of pressure ulcers on length of hospital stay. Infect Control Hosp Epidemiol 2005; 26: 293-7. [Özet] [PDF]
  3. Stausberg J, Kroger K, Maier I, Schneider H, Niebel W; Interdisciplinary Decubitus Project. Pressure ulcers in secondary care: Incidence, prevalence, and relevance. Adv Skin Wound Care 2005; 18: 140-5. [Özet]
  4. Ducker A. Pressure ulcers: Assessment, prevention and compliance. Case Manager 2002; 13: 61-5.
  5. Allman RM. Pressure ulcers among the elderly. N Engl J Med 1989; 320: 850-3.
  6. Allman RM. Pressure ulcer prevalence, incidence, risk factors and impact. Clin Geriatr Med 1997; 13: 421-36. [Özet]
  7. Franks PJ, Winterburg H, Moffatt C. Quality of life in patients suffering from pressure ulceration: A case controlled study (abstract). Ostomy Wound Manage 1999; 45: 56.
  8. Kumar RN, Gupchup GV, Dodd MA, Shah B, Iskedjian M, Einarson TR, et al. Direct health care costs of 4 common skin ulcers in New Mexico Medicaid fee-for-service patients. Adv Skin Wound Care 2004; 17: 143-9. [Özet]
  9. Zhan C, Miller MR. Excess length of stay, charge, and mortality attributable to medical injuries during hospitalization. JAMA 2003; 290: 1868-74. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
  10. Anonymous. What price pressure sores. J Wound Care 1993; 2: 191.
  11. Brown G. Long-term outcomes of full-thickness pressure ulcers: Healing and mortality. Ostomy Wound Manage 2003; 49: 42-50. [Özet]
  12. Clark M, Bours G, Defloor T. Summary report on prevalence of pressure ulcers 2002. EPUAP Review 2002; 4: 49-57.
  13. Ayello EA, et al. Methods for determining pressure ulcer prevalence and incidence. In: Cuddigan J, et al. (editors). Pressure ulcers in America: Prevalence, incidence and implications for the future. Reston, VA: NPUAP, 2001.
  14. Lahmann N, Dassen T. Prevalence of pressure ulcers in eleven German hospitals in April 2001. EPUAP Review 2001; 4: 17.
  15. Mertens E, Dassen T. Decubitus ulcer prevalence in Germany: Improvement by comparison. Pflege Zeitschrift 2003; 56: 109-12.
  16. Bellingeri A, et al. Wound management in home care in Italy. EWMA Journal 2002; 2: 27-30.
  17. Bours GJ, Halfens RJ, Abu-Saad HH, Grol RT. Prevalence, prevention and treatment of pressure ulcers: Descriptive study in 89 institutions. Res Nurs Health 2002; 25: 99-110. [Özet]
  18. Torra i Bou J, Rueda López J, Soldevilla Agreda JJ, Martínez Cuervo F, Verdú Soriano J. First national study on pressure ulcer prevalence in Spain. Epidemiology and defining factors for lesions and patients [Spanish]. Gerokomos 2003; 14: 37-47.
  19. Reddy M, Gill SS, Rochon PA. Preventing pressure ulcer: A systematic review. JAMA 2006; 296: 974. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
  20. Lyder CH. Pressure ulcer prevention and management. JAMA 2003; 289: 223.
  21. Inman KJ, Sibbald WJ, Rutledge FS, Clark BJ. Clinical utility and cost-effectiveness of an air suspension bed in the prevention of pressure ulcers. JAMA 1993; 269: 1139. [Özet]
  22. Versluysen M. How elderly patients with femoral fracture develop pressure sores in hospital. Br Med J (Clin Res Ed) 1986; 292: 1311. [Özet] [PDF]
  23. Spector WD, Kapp MC, Tucker RJ, Sternberg J. Factors associated with presence of decubitus ulcers at admission to nursing homes. Gerontologist 1988; 28: 830.
  24. Shepard M, Parker M, DeClerque N. The under-reporting of pressure sores in patients transferred between hospital and nursing home. J Am Geriatr Soc 1987; 35: 159.
  25. Reed JW. Pressure ulcers in the elderly: Prevention and treatment utilizing the team approach. Md State Med J 1981; 30: 45.
  26. Spector WD, Fortinsky RH. Pressure ulcer prevalence in Ohio nursing homes: Clinical and facility correlates. J Aging Health 1998; 10: 62. [Özet]
  27. Pektekin Ç, Batmaz M, Sönmez Y, Sever AD, Buzlu S. İstanbul il sınırları içerisinde değişik hastanelerde yatan hastalarda basınç yaralarının ve uygulanan hemşirelik bakımının nitel ve nicel durumu üzerine bir çalışma. Sivas: III. Ulusal Hemşirelik Kongresi Kitabı, 1992: 364.
  28. Alaca R, Hazneci B, Göktepe S, Gündüz Ş, Kalyon TA. Spinal kord hasarlılarda bası yarası gelişimi için risk faktörleri. Gülhane Tıp Dergisi 2001; 43: 25-9.
  29. Enamul Hug AKM, Ünalan H, Karamehmetoğlu ŞS, Tüzün Ş, Gürgöze M, Tüzün F. Bir eğitim hastanesinde bası yarası prevalansı ve bası yarası gelişiminde etkili risk faktörleri. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Dergisi 2001; 47: 3-11. [Özet] [Tam Metin]
  30. Karadağ M, Gümüşkaya N. The incidence of pressure ulcers in surgical patients. A sample hospital in Turkey. J Clin Nurs 2006; 15: 413-21. [Özet]
  31. Ortak T, Özdem R, Taner ÖF, Ünlü RE, Şensöz Ö. Bası yarası bulunan 476 hastanın etiyolojik ve cerrahi olarak değerlendirilmesi. T Klin Tıp Bilimleri 2003; 23: 18-22.
  32. Thomas DR. Pressure ulcers. In: Cassel CK, Cohen HJ, Larson EB, et al (eds). Geriatric Medicine. 3rd ed. New York: Springer, 1997: 767-85.
  33. Duthie HE, Katz RP, Malone LM. Practice of Geriatrics. 4th ed. Philadelphia: Saunders, Elsevier, 2007: 245-6.
  34. Disdale SM. Decubitus ulcers: Role of pressure and friction in causation. Arch Phys Med Rehabil 1974; 55: 147-52.
  35. Daniel RK, Priest DL, Wheatley DC. Etiologic factors in pressure sores; an experimental model. Arch Phys Med Rehabil 1981; 62: 492-8. [Özet]
  36. Falanga V. Chronic wounds: Pathophysiologic and experimental considerations. Prog Dermatol 1992; 26: 1-8.
  37. Kosiak M. Etiology of decubitus ulcers. Arch Phys Med Rehabil 1961; 42: 19-29.
  38. Bryant RA, Shannon M, Pieper B, et al. Pressure Ulcers: Acute and Chronic Wounds. In: Bryant RA (ed). St Louis: Mosby-Year Book, 1992: 105-47.
  39. Berlowitz DR, Wilking SV. Risk factors for pressure sores. J Am Geriatr Soc 1989; 37: 1043. [Özet]
  40. Gonçalves MTF. Pressure ulcers and the elderly. Nursing 1996; 9: 13-7.
  41. Lepistö M, Eriksson E, Hietanen H, Asko-Seljavaara S. Patients with pressure ulcers in Finnish hospitals. Int J Nurs Pract 2001; 7: 280-7.
  42. Lyder CH. Pressure ulcer prevention and management. JAMA 2003; 289: 223-6.
  43. http://www.npuap.org/pr2.htm
  44. http://www.epuap.org/index.html
  45. Bergstrom N, Braden BJ, Laguzza A, Holman V. The Braden scale for predicting pressure sore risk. Nurs Res 1987; 36: 205-10. [Özet]
  46. Reddy M, Gill S, Rochon P Preventing pressure ulcers: A systematic review. JAMA 2006; 296: 974-84. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
  47. Conine TA, Hershler C, Daechsel D, Peel C, Pearson A. Pressure ulcer prophylaxis in elderly patients using polyurethane foam or Jay wheelchair cushions. Int J Rehabil Res 1994; 17: 123-37. [Özet]
  48. Gebhardt K. A randomized trial of alternating pressure (AP), and constant low pressure (CLP) supports for prevention of pressure sores. J Tissue Viability 1994; 4: 93. [Özet]
  49. Allman RM, Walker JM, Hart MK, Laprade CA, Noel LB, Smith CR. Air-fluidized beds or conventional therapy for pressure sores. A randomized trial. Ann Intern Med 1987; 107: 641-8.
  50. Cullum N, Mclnnes E, Bell-Syer SEM, Legood R. Support surfaces for pressure ulcer prevention. Cochrane Database Syst Rev 2004; 3: CD001735. [Özet]
  51. Galpin JE, Chow AW, Bayer AS, Guze LB. Sepsis associated with decubitus ulcers. Am J Med 1976; 61: 346-50. [Özet]
  52. Livesley NJ, Chow AW. Infected pressure ulcers in elderly individuals. Clin Infect Dis 2002; 35: 1390-6. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
  53. Thomas DR, Rodeheaver GT, Bartolucci AA, Franz RA, Sussman C, Ferrell BA, et al. Pressure ulcer scale for healing: Derivation and validation of the PUSH tool. The PUSH Task Force. Adv Wound Care 1997; 10: 96-101. [Özet]
  54. Bates-Jensen BM, Vredevoe DL, Brecht ML. Validity and reliability of the pressure sore status tool. Decubitus 1992; 5: 20-8. [Özet]

Yazışma Adresi/Address for Correspondence

Uzm. Dr. Sevnaz Şahin

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi,

İç Hastalıkları Anabilim Dalı,

Geriatri Bilim Dalı,

Bornova 35100 İzmir/Türkiye

e-posta: drsevnaz@hotmail.com

Yazdır